Tanrı yeryüzünü "Lahana, Karnabahar, Ispanak" gibi çeşit çeşit yeşil ve sarı sebzeyle donattı.
"Adam ve Kadın" sağlıklı ve uzun hayatlar yaşasın diye. Bunu gören Şeytan McDonald'sı yarattı.
McDonald's ise 99 centlik iki katlı cheeseburger' i icat etti. Şeytan Adam'a dedi ki; "Yanında patates, cips ister misin?" Ve Adam dedi ki; "Süper boy olsun!" Böylece Adam kiloları almaya başladı. Ve Tanrı sağlıklı yoğurdu yarattı.
Kadın onu yesin ve bedenini Adam'ın beğendiği boyutlarda tutsun diye. Bu sefer Şeytan, yoğurdu dondurdu. Çikolata getirdi, fındık getirdi. Yoğurdun üzerine konacak parlak renkli şekerler getirip serpti.
Ve Kadın da kiloları almaya başladı. Ve Tanrı dedi ki ; "Şu taze salatamı bir deneyin" Bunun üzerine Şeytan kremalı hazır salata soslarını icat etti, üzerine salam ve dilimlenmiş peynir parçalarını da ekledi. Sonra tatlı için dondurmayı çıkardı. Ve kadın daha da kilo almaya başladı. Ve Tanrı bu sefer dedi ki ; "Sana sağlıklı sebzeler verdim. Onları pişiresin diye zeytinyağı da veriyorum" Ve Şeytan, Cracker Barrel'dan tavukla kızarmış biftek getirdi.
Öyle büyüktü ki, kendi ayrı tabağı bile vardı. Ve adam kiloları yüklendi, kötü kolestrol tavanı delip çıktı. Ve Tanrı, koşu ayakkabılarını yarattı ve adam bu fazla kilolardan kurtulmaya karar verdi. Ama bu sefer Şeytan, kablolu TV'yi yarattı, uzaktan kumandayı yarattı. Öyle ki, adam TV1 den TV2 ye giderken bile yerinden kalkmadı. Tanrı dedi ki; "Ey Şeytan, her seferinde sen kazanıyorsun! ..." Ve tanrı patatesi yarattı. Besinle dolu, doğal olarak, yağ düzeyi düşük, sağlıklı bir sebze olsun istedi. Sonra Şeytan geldi ve patatesin sağlıklı kabuğunu soydu attı. Nişastalı gövdesini çabuk çabuk kesip, derin tavada katı yağ ile kızarttı. İçine banıp yensin diye de kremayı icat etti. Ve adam uzaktan kumandasına sarıldı, kızartılmış patatesini kremaya banıp yedi. Yedikçe kolestrole battı. Ve şeytan baktı, iyi olduğunu gördü. "İyi oldu" dedi... Ve Tanrı içini çekerek baktı, düşündü ve "by-pass" cerrahiyi yarattı... Bunu gören Şeytan da "Sağlık Sigortası Şirketlerini" getirdi!
Malesef tatil bitti. Zaten her güzel şey çabuk biter. Eylül ayının ortasında annem geldi ve beraber memlekete gittik. Giderken hafif hastaydım ama orada çok kötü hastalandım. Adet olduğu üzere Enis'te hasta oldu. Ama herzaman dediğim gibi oğlum benden daha sağlam bir hafta olmadan normal hayata döndü. Ben orada kaldığım süre boyunca hastaydım. Neyseee gelelim Enis'in yaptıklarına. Enis havalar kötü olduğu için pek fazla dışarı çıkamadı. Ama o kadar eğlendiki orda canı hiç sıkılmadı. Biz aslında panayır için gitmiştik oraya ama ramazan ayına denk gelmesi nedeniyle panayır pek vasat geçti. Almayı düşündüğümüz hiçbirşeyi alamadık, boş elle eve döndük. İnşallah seneye için güzel planlarımız var. Seneye Pehlivanköy Panayırının 100. yılı olduğu için büyük eğlenceler yapılacağını düşünüyorum. Sonrası bayram hazırlığı, bayram, kalabalık, ziyaretler derken tıkabasa dolu bir arabayla İstanbul'a dönüş. Enis babasını çok özlemiş bu süre içinde. Döndükten sonra birkaçgün daha babamız yanımızdaydı ve Enis babasına yapışık bir halde yaşadı neredeyse.
Annemlere trenle gittik. Enis annemlerdeyken trenin geçişini seyretmekten çok hoşlanırdı. Tren denince "anneanne treni" derdi. İlk kez trene bineceği için endişeliydim açıkçası. Ya sevmezse, ya ağlarsa, ya inmek isterse diye. Ama tam tersi Enis treni çok sevdi. Hatta huzursuzluk yapmasın trende uyusun sallantıdan diye o gün öğlen uykusuna bile yatırmadığım halde trende uyumamak için baya bir direndi.
Anneannemiz...(canım benim) Uykuya yenik düşmüş Enis paşa.
Annemlerin bahçesi.. Annemler yaz boyu pazardan pek bişey almamışlar bu bahçe sayesinde. Biz gittiğimizde son demleriydi ama yinede dopdoluydu maşallah. Enis bahçede oynamaktan çok hoşlandı. Yine gelelim anne deyip durdu. Enisin boyu hemen hemen bir metre olduğunu düşünürsek patlıcanların ve biberlerin boyunu siz tahmin edin.
Enise panayırdan canı sıkılmasın diye bisiklet aldık. Herzamanki gibi binmekten çok eline tornavidasını alıp tamir ediyorum deyip evirip çevirip durdu.
Anneannemiz biz oradayken bahçeden topladığı biberlerle bize biber salçası yaptı sağolsun. Kalan biber kabuklarınıda fırınlayıp, blendırdan geçirip, metal süzgeçle eleyip pul biber yaptı. Teyzemden öğrenmiş. Valla ne diyeyim annecim sizden bişey kurtulmuyor. Ama süper fikir biber salçası yapacaklara duyurulur sakın kalan kabukları ziyan etmeyin. Önemli not: fırından çıktığı gibi gevrek gevrekken blendırdan geçirirseniz daha kolay parçalanıyorlar.
Bayram sabahı annem hasta olduğu için babaannemlere el öpmeye babam , abim , enis ve ben gidebildik. Ablamlarda kayınvalidesinden sonra oraya geldiler. Güzel bir bayramdı. Ancak annemin hastalanmasına çok üzüldük. Bayramlaşığ biraz oturup hemen eve döndük. Ama her zamanki gibi annem yine duramamış gelen giden olacak diye yemekleri hazırlamıştı. Bayram yemeği menüsü herzamanki gibi çorba, kuru fasulye, etli pilav, fırında kırmızı biber dolması, 2 çeşit tatlı (kesme ve tepsiye döşeme şeklinde) ve daha birsürü şey. Anneme kızdık tabi niye bu kadar yordu kendini diye ama alışmış kadın içi rahat etmiyo. Teyzemlerde yazın bizim oraya taşındıkları için bu bayram ayrı bir güzel geçti.
Enis namaz kılıyor :-)))) Enis namaz kılarken annemi hiç rahat bırakmadı. Annem ne yaparsa o da yapmaya çalıştı.
Enis resim yapmayı çok seviyor. Annemlerdeyken yaptığı güneş resmi. Biz çok beğendik.
Buda döndükten sonra çizdiği muz resmi. Valla biz çok şaşırdık bu kadar muntazam çizmesine. İkiside buzdolabının üzerinde yerini aldı. Güneş resmi anneannenin dolabında muzda bizimkinde. Birde ördek resmi var ama onu çekmeyi unutmuşum sonra onuda eklerim.
Bu yaz aslında pek bir şey yapamadık ama nasıl olduysa o kadar yoğun ve anlamadan geçtiki kış kapıya dayanmış daha yeni anladık. Bu arada Enis iyiden iyiye konuşuyor. Bizimle laf bile yarıştırıyor. Bir haftadır özür dilemeyi öğrendik. Bir suç işleyince "özür dilerim anne, üzülme anne" deyişi beni bitiriyor. Birde "söz" verme olayı var tabi daha sözümüzü tutmayı öğrenemedik ama sözle "söz" veriyoruz :-)))
Ablamlar bizim oturduğumuz siteye taşındı. Ona ev bakma, ev tutma telaşı, ardından da evin temizliği taşınması baya bir yorulduk. Bir haftadır Emrecan Abimiz yani yeğenim gündüz bizimle annesi işte olduğu için. Enis'in keyfine diyecek yok. Oyun için adam çıktı tabi ona. Birde bu arada Enis şikayet etmeyi öğrendi. Hoşuna gitmeyen bişey olduğunda yada Emrecan Abisi istediği bişeyi yapmadığında hemen "annei anneeeee" diye bağırmaya eğer duymazsam bulunduğum yere gelip şikayet etmeye başladı. Pazartesi okullar açılıyor Emrecan Abimiz yine kıymete biner tabiki.
Bugün Enis çoook büyük bir yaramazlık yaptı.. Enis normalde oraya buraya yazı yazan bir çocuk değil, o yüzden eline kalem yada boya verirken çekinmiyoruz ama bugün tükenmez kalemle sallanan koltuğumuzu ve pufunu ciddi bir şekilde karalamış. Silmeye çalıştım olmadı. Oyüzden çoook üzüldüm. Enis özür diledi ama yinede üzüldüm. Bu yaramazlığı nedeniyle ona bir süre kalem yasak olacak.
Daha anlatacak çok şey var ama şu anda vaktim yok. Tekrar yazarım bir ara nasıl olsa başlangıcı yaptık.
İşte yazdan geriye kalan birkaç resim....
Enis böcek oldu :-))) Arabada güneşlikler yetersiz gelince gözlüğümü taktım Enis'e.
Çocukluk arkadaşım Esin, Oğlu Asrin Çağan ve Eşi Hasan. Bir hafta sonu Bahçeşehir Göl Kenarı gezisi yaptık. Çocuklar balıklara ekmek atarken çok eğlendiler. Ördekler ekmeği görünce peşimizi bırakmadılar.
Enis kahvaltı yapmayınca bir ümit belki orada yer diye parka gittik. Ama parktaki kedi bile Enisten fazla yedi. Bizde güneşin alnında yandığımızla kaldık.
Dondurma keyfi :-))))
Enis Prestijde allem edip kallem edip kendine matkap seti aldırdı. Yeni oyuncaklarının heyecanını yaşarken... Karşınızda Enis Ustaaaaa... Tamir edilecek şeyler varsa haberimiz olsun..
Büyükçekmece sahil, tabiki oğluşumun etrafını hemen kızlar sardı :-))))